Algı ve Görsel Algı

Yaşama dair bilginin kaynağını veren algı, beş duyu organımızın sinirler aracılığıyla beynimize ilettiği duyum sayesinde gerçekleşir.

Algı, duyu organlarımızı etkileyen tüm dış etkenlerin beyinde yorumlanıp depolanması ve bu birikimlerle yeni etkenlerin bileşkesinin hafızada bütünleşmesidir.

Deneyimimiz olan bir olguyu çabuk algılarken ilk defa karşılaştığımız durumu öncelikle hafızamızda var olan benzerleri ile ilişkilendirip daha sonra kendi algımızı gerçekleştiririz. Bu bir koku, tat ya da bir doku olabilir.
Bir şeyi ilk defa gören biri öncelikle korkacak ve onu anlamlandırmaya çalışacaktır. Aynı durumla tekrar karşılaştığında bir öncekiyle bağlantı kurarak soru işaretlerini yanıtlamaya başlayacaktır. Bu örnekte olduğu gibi duyularımız çevremizi tanımamızı sağlarken belleğimiz geçmiş deneyimlerimiz sayesinde algı farklılıkları yaratır.

İnsan gözüyle değil beyniyle görür. Beynimiz o anda bizim için önemli olana göre içeriye giren duyusal bilgi karmaşasından anlık değer yargılaması yapar ve çevremizdeki dünyanın mantıklı bir şekilde anlatılmasını sağlar.

Algının duyusal bilgiyi toplaması, seçmesi, yorumlaması ve düzenlemesi düşünüldüğünde aslında bu sürecin karmaşık olduğu görülür. Her şeyin duyum ile başlaması aslında algının gerçekleşmesi için bazı süreçlerden geçmesi gerektiğini göstermektedir.

Duyum her bireyde aynıdır, yani objektiftir. Ancak algı göreceli olduğu için subjektif özelliğe sahiptir. Zaman, mekân, kültür, yaşanmışlık gibi olgular algılamayı etkiler. Bununla birlikte bazı algılamalar dışında, ortak bölümler de bulunmaktadır. Bu “algıda değişmezlik kavramı” olarak isimlendirilir.

Örneğin; kalemin ne olduğu öğrenilirken şekli, rengi, cinsi ne olursa olsun kalemin nesne olarak ne işe yaradığı, beyinde kalem olarak oluşan imgenin ortak amacı ve evrensel bilgisi idrak edilerek öğrenilir.

Artık bellekte yer etmiş olan bu bilgiler, nesnenin yeri değişse de yaklaşık olarak tanımlanıp anlamlandırılır. Bu açıdan baktığımızda beynimizde oluşan imgeler algılama sürecinde etkilidir ve yönlendirici özelliğe sahiptir.

Görsel Algı

Plastik sanatlarla ilgilenen kişiler görme ve dokunma duyularını aktif olarak kullanırlar. Sanatçılar yaratıcılıklarında kendi algılarına dayanarak duyumsadıklarını özgürce kullanır.

İşte bu nedenle Rönesans, romantizm, empresyonizm gibi akımlar birbirlerinden farklı renk kullanışları, biçim arayışları, fırça vuruşları ve malzeme uygulamaları gibi özellikleri içinde barındırır.

Monet, Matisse gibi göremez ya da Seurat’nın (Söra) peyzajları Turner’ınkilerinden çok uzaktır.

Tüm bu örneklendirmeler bizi doğru bir “görsel algı” tanımına götürür. Görsel algı, nesnelere ilişkin geçmişten gelen bilgi ve etkilerle gözlem anındaki duyguların birleşerek beyne kazandırdığı tanımlatıcı değerlerdir.

Algının tek yönü olamayacağı gibi görsel algı da bulguları tek bir açıdan değerlendirmez. İhtiyaç duyduğu diğer algı mekanizmalarını da harekete geçirip bir analiz gerçekleştirir.

Bu analiz sonucunda oluşan duyum, bireyde davranışa dönüşür. Yaratıcı özelliğiyle sanatçı ağacı kırmızı, yapraklarını mavi olarak betimler. Eserlerinde yanılsamayı kullanarak izleyenlerin algılarını şaşırtmaya çalışır, farklı boyut arayışlarına gider.