Çin Sanatı

Yazan Yayınlama Tarihi 10 Eylül 2019 0 12 Views

Taoizm ve diğer felsefi geleneklerden etkilenmiştir.

Manzara resmi ekollerinden sayılan Shan-Shui, Çin mürekkep resmi olarak da bilinir. Bu dönemde sanatçı, figürü kadraja bakan kişi olarak alır. Manzara resmi geleneğinin oluşmaya başladığı bu dönemde konular genellikle dağlar, şelaleler gibi doğa unsurlarıdır. Bu tarz, Çin resim sanatının geleneğini oluşturmuştur. (Bu gelenekte kompozisyonlarda oluşabilecek boşluklar, sis ve benzeri doğa olayları ile değerlendirilir.) 

Uygurlar, Türk tarihinde kültür sanat alanındaki faaliyetleri ile müstesna bir yere sahiptir. Çinliler gibi Mani dini mensubu olan Uygurlar komşu uygarlıkların eserlerinden yararlanmayı bilmişlerdir. Sanskritçe ve Çinceden birçok Budist metni Türkçeye çeviren Uygurlar aynı zamanda Farsçadan da metin tercümeleri yapmışlardır. Hem Çin hem de Fars medeniyetlerinden faydalanılan Uygurlar Dönemi, Türklerde kültürel zenginliğin oluşmaya başladığı bir dönemdir. 

Uygurlar aynı zamanda sanatsever bir millettir. Bunda altın ve gümüş kaplama gibi zanaat alanlarındaki ustalıklarının da etkisi vardır. Resim, musiki gibi farklı sanat alanlarında eser üreten Uygurlar, Türk resim sanatı geleneğinin atası sayılırlar. Yaptıkları resimlerde (minyatür ve duvar resimleri) kabul ettikleri Mani dininin etkileri görülür. Eski Uygur şehir harabelerinde bulunan 8. ve 9. yy.lardan kalma Budizm ve Manihaizm ağırlıklı duvar resimleri ile çeşitli minyatürler Türk resim sanatının bugüne kadar bilinen en eski örnekleridir. 

Uygur minyatürleri genellikle gerçekçi bir üslupla işlenmiş figürlerin bulunduğu figüratif kompozisyonlardır. Tapınaklardaki duvar resimlerinde ise başrahibin yolculukları ve maceraları dile getirilmektedir. 

Uygur Türkleri renk olarak parlak renkleri, özellikle koyu mavi ve kırmızı renkleri kullanmışlardır. 

Uygurlardan başlayıp Türklerin İslamiyet’i kabulu sonrasını da içine alan zaman diliminde Türk resim sanatının örnekleri Selçuklu seramikleri ile duvar resimlerinde görülmektedir. Bununla birlikte Selçuklu sultanlarının katiplerinin bilim ve sanatta maharetli Uygur Türkleri oldukları ve o döneme ait resimlerinin çoğunu da bu katiplerin yaptıkları bilinir. 

Kıvrık uçlu serviler, çiçekli bahçeler, savaş alanları, aşk hikâyeleri gibi konuların gerçekçi bir yaklaşımla resimlendiği minyatürler, Osmanlılarda tamamen sarayın himayesinde, kitap resimleri ve belge niteliğindeki calışmalar olarak gelişimini sürdürmüştür. 

Uygurlar Dönemi’nde Çin sanatından etkilenen Türk resminin İslamiyet’in kabulünden sonra özellikle Fatih Sultan Mehmet Dönemi’nde saraya davet edilen İtalyan ressamların etkisiyle Avrupa resim sanatından etkilendiği görülür. 

Avrupa resim sanatı ise başlangıçta tam olarak dinsel metinlerin ya da mitolojik konuların resimlendiği bir anlayışa sahipti. Bu resimlerde manzara ise boşluğu dolduran ya da figürü destekleyen unsur olarak kullanıldı. Bu durumu 14. yy.da Giotto di Bondone ve çağdaşlarının resimlerinde rahatlıkla görebilmekteyiz. 

15. yy.a gelindiğinde bilimsel perspektifin keşfi ile kompozisyonlardaki manzaralarda çizgi ve hava perspektifinin etkili bir biçimde kullanılması sonucu oluşan derinlik etkisini görebilmekteyiz. Leonardo da Vinci’nin buluşu kabul edilebilecek “sfumato” tekniğinin hava perspektifinin uygulanışı için avantajlar oluşturduğu fark edilmektedir. Ayrıca Leonardo da Vinci’nin çizimlerine bakıldığında sanatçının artık doğayı etüt etmeye başladığı, hayal edilenin değil reel dünyanın görünümlerini çözümleme kaygısına düştüğü gözlemlenebilir. Rönesans’la birlikte daha derinlikli, daha gerçekçi, daha etkili manzaralar resmedilmeye başlar. 

Sonraki Yazı

BARBİZON EKOLÜ

10 Eylül 2019 0
Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir