İlkel Dönemden Rönesans Dönemine Figür

Buzul çağının mağara içlerinde yapılmış olan hayvan resimleri, primitif halklarda açık havadaki kayaların üzerine çizilmeye başlanmıştır. Ancak bu kez buzul çağındaki gibi yalnız hayvan değil, insan resimlerinin yapılması da söz konusudur.

İlkel yaşamdaki halklarda insan, geometrik şema ve çizgi halinde gösterilmektedir. Bu döneme ait figür çizimlerinde toplumdaki insanların ve av hayvanlarının yaşama biçimini belge niteliğini taşıyacak özelliklerde olduğu görülür.

Buzul çağının birbirlerini kesen ve birbirleri üzerine resmedilmiş olan figürleri bu kez birbirini kesmemektedir. Genellikle birbirleri ile bağlantılı olarak, bir konu veya olay çevresinde gösterilmiştir.

Cinsel uzuvların özellikle belirtilmesi, ilk kez primitif halklarda görülmektedir.

İnsan figürlerinin iç formları belirtilmemiş, figürler ise bir gölge-resim halinde gösterilmiştir.

İnsan başı, önceleri gövde ve boya oranla, çok küçük resmedilmiş, sonraları ise başın oransız olarak büyüdüğü görülmektedir.

Primitif halk sanatlarının resim anlayışı, arkaik resmin ilk döneminde aynen görülmektedir. Çeşitli olayların şematik figürlerle ifade edilmesine devam edilmiştir.

Figürlerde, vücut cepheden, baş ve ayaklar yandan gösterilmiş, vücut normal ölçülerinde gerçeğe yakın olarak resmedilmiştir. Kompozisyon içindeki figürler birbirini kesmez. Yüzlerde ise kişisel ifade yoktur. Figürler belli kişileri temsil etmiş büyüklükleri verilmiştir.

Toplumdaki hiyerarşisine göre belirlenmiş ve daima yazı ile yan yana ve iç içe verilmiştir.

Resimler, dinlerin ya da devlet şeklinin yapısına göre temsil edici, ya da hikâye edici bir özellik taşımaktadır. Süs niyeti taşımazlar. Arkaik üsluplu, şematik, kaba ve katı biçimlerdedir.

Anatomi bilgisindeki eksikliklere rağmen, Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarında farklı bir figür dünyası söz konusudur.

İnsan figürlerinde derinlik olmayıp iki boyutludur.

İnsan vücudu resmedilirken:

Baş yandan daha iyi göründüğü için, ressamlar başı yandan çiziyordu. Ama insan gözünü düşünürsek, biz onu önden göründüğü gibi düşünürüz.

O halde, yandan görünen yüz üzerine, karşıdan görünen bir göz ekleniyordu. Vücudun üst bölümü, omuzlar ve göğüs en iyi önden görünüyordu.

Böylece kolların bedene nasıl bağlandığı gösterilebiliyordu. Ama hareket halindeki kollar ve bacaklar en iyi yanlardan görülürdü.

Mısırlıların bu resimlerde böylesine garip bir biçimde düz ve çarpık görünmesinin sebebi budur. Mısırlı sanatçılar ayrıca, ayakları dıştan göstermekte güçlük çekiyorlardı.

Bu yüzden, ayakları, başparmaktan başlayarak yukarıya doğru, yandan çiziyorlardı. Bunun sonucu olarak, her iki ayak da içten çizilince kabartmadaki adamın sanki iki sol ayağı varmış gibi görünüyordu.

Mısırlı sanatçıların insanların böyle göründüğünü düşündükleri sanılmamalıdır.

Onlar, bir kuralı izlemekten öte bir şey yapmıyorlar ve bu kural sayesinde, insan figüründe önemli saydıkları her şeyi imgeye sokabiliyorlardı

Resimdeki boyutlar figürün ait olduğu dinsel ya da toplumsal değere göre değişmektedir. Resimde firavunlar ve Tanrılar çoğunlukla öteki insanlardan daha büyük gösterilmiştir. Tanrıya ulaşmak için ve ölümsüzlük adına resimler yapılmıştır.

Antik çağ, figüre en klasik ilk hali veren zaman dilimi olmuştur.

Doğayla bütünleşen insanların güzelliği ve mutluluğu eserlerde yansıtılmıştır. Gombrich’e göre “Sıradan birçok şey arasında bazen, raks edercesine bir devinimle çiçek toplayan Hora’lardan birini betimleyen çiçek toplayan kız gibi, nefis güzellikte ve zarafette bir figür buluveriyoruz” demiştir.

Bu çağda gerçeğe daha yakın, üç boyutlu figür anlayışı görülmektedir.

Orta çağda ise, dinselliğe ayak uyduran ve plastik bilginin geride durduğu bir figür anlayışıyla karşı karşıya kalınır.

Orta çağda stilize edilmiş figür anlayışına bir dönüş görülür. Bunun nedeni, insan bedeninin dinsel baskılar etkisinde kalarak, dinsel ideolojinin ve mesajlarının doğrudan, verilmesi kaygısıdır.