Klasik Dönemde Yunan Heykelleri

Yazan Yayınlama Tarihi 16 Eylül 2019 0 21 Views

Klasik Dönem (MÖ 490-330):

MÖ 5. yüzyılın başlarından itibaren Arkaik Dönem heykellerindeki katı ve frontal duruş yerini, vücudun doğal yapısına uygun biçimlere bırakmıştır.

Bu dönemde heykel sanatı teknik ve artistik özellikleriyle doruk noktasına ulaşmıştır. Klasik Dönem ile birlikte, insanlık tarihinde ilk kez insan vücudu bağımsız bir varlık ve estetik bir değer olarak kabul edilmiş ve sanatın ana objesi olmuştur.

İdeal ölçülerdeki insan vücutları ve yüz, Klasik Dönem heykeltıraşlığının başlıca özelliğidir. Baş, gövde, kollar ve bacaklarda farklı duruşlar görülmektedir.

Ayrıca elbise ile vücut arasında gerçekçi bir uyum yakalanmıştır. İlk kez bu dönemde, heykeltıraşlar insan vücudunu meydana getiren uzuvların boyutları konusunda gözlem ve pratiğe dayanan ideal oranlar geliştirmişlerdir.

Tanrılar, kusursuz kabul edildiğinden, ideal fiziksel vücuda sahip genç erkekler tanrı ve sakin görünümlü zarif genç kadınlar tanrıça olarak gösterilmiştir. Bununla birlikte, yalın ve tanrısal güzelliği bozacağı düşüncesiyle yüzlerde belirli bir duyguyu ifade etmekten bilinçli olarak kaçınılmıştır.

Bu dönemde yetişen ünlü heykeltıraşlar hareket hâlindeki bir bedenin üç boyutlu görünümünü oldukça iyi gözlemlemiş ve gerçekçi bir şekilde eserlerine aktarmıştır.

Böylece heykellerde ağırlığı taşıyan bacaklar ve gövdenin dengesi sağlanarak, figürün bir sonraki hareketini yansıtabilecek düzeye erişilmiştir. Bunu en açık şekilde Myron’un (Miron) ünlü Diskopol (Disk Atan Atlet) heykelinde gözlemlemek mümkündür.

Sanatçı, ağırlığı sağ ayağı üzerine eğilmiş hâlde, elinde tuttuğu diski fırlatmak üzere olan çıplak bir atletin bu zor duruşunu başarıyla aktarmıştır.

Diğer ünlü heykeltıraş Phedias (Fidyas) ise, Atina Parthenon ve Olympia Zeus tapınaklarının tanrı heykellerini yapmıştır. Sanatçının teknik ve üslubu hakkında, tapınakların alınlık ve metoplarındaki kabartmalar daha iyi fikir vermektedir.

Atina Akropolü’ndeki Parthenon Tapınağı’nın alınlıklarda Athena’nın doğuşu ve Atina kentinin baştanrısı olmak için Poseidon ile giriştiği mücadele, iç ve dıştaki frizlerde tanrıça için düzenlenen kutlamalar ve tören alayı, tanrıların devlerle olan mücadelelerini konu alan kabartmalara yer verilmiştir.

Polykleitos (Poliklites) ise heykellerinde vücut oranlarına ayrı bir önem vermiştir. Ona göre baş tüm gövde yüksekliğinin yedide biri; ayak, avuç içinin üç katı; ayaktan dize kadar olan mesafe avuç içinin altı katı olmalıydı.

Dönemin tanınmış heykeltıraşlarından Praxiteles, çıplak tanrı ve tanrıça heykelleri ile ün yapmıştır.

Sanatçının ünlü tanrıça Aphrodite heykeli insanüstü güzelliğini sürdürmekle birlikte, insani vasıfları hissedilen bir figüre dönüşmüştür.

Tapınaklarda heykelle beraber kabartmalara da çokça rastlanmaktadır. Aigina Aphaia Tapınağı alınlıklarındaki Troya Savaşı’nı konu alan kabartmalarda eğilme, düşme, diz çökme veya uzanma gibi farklı duruşlar başarı ile yansıtılmış, boyut ve figürler arasında tutarlı bir uyum yakalanmıştır.

Yine Olympia Zeus Tapınağı’nda metoplardaki kabartmalarda ise olimpiyat oyunlarının efsanevi kurucusu Herakles’in kahramanlıkları tasvir edilmiştir.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir