Son Yazılar

KÜBİZM VE PABLO PİCASSO

Yazan Yayınlama Tarihi 21 Nisan 2020 0 10 Views

          

 “Nihayet sen de bıkmış olursun bu eski dünyadan” dizesiyle şair Guillaume Apollinaire  alışılagelmiş kalıpların dışında bir duruşa sahip Kübizm akımının genel hatlarını çizer. Kübizm Manifestosu’nu yazan Apollinaire, akımın bir taklit sanat değil tasarım sanatı olduğunu söyler. 1907 yılından itibaren etkileri dünyanın dört bir yanına yayılan Kübizm resim alanındaki temsilcileriyle tanınır. Kübist sanatçılara göre dış dünyanın nesneleri sadece göründükleri yanıyla değil görünmeyen tüm yanları ile ele alınmalıydı. Doğadan esinlenmeyen, oldukça soyut ve hislere hitap etmektense parça-bütün ilişkisine dayanan özellikler taşıyan eserler üretmekteydiler. Kübizmin dünya çapında hatırı sayılır bir ün kazanmasındaki en önemli isim Pablo Picasso‘nun kendine özgü tarzıyla atıldığı macerası; Paris’e taşınıp, içlerinde Guillaume Apollinaire, Getrude Stein, Henri Matisse ve Georges Braque’ın bulunduğu Bande à  Picasso (Picasso Çetesi) ile yolunun kesişmesiyle başlar. 

“Her çocuk bir sanatçıdır, sorun büyüdüğümüzde nasıl sanatçı kalabileceğimizdir.” – PABLO PİCASSO

1881 yılında İspanya’da dünyaya gelen Picasso, ressam bir babanın çocuğu olarak sanata olan ilgisini çok küçük yaşlarda keşfeder. İlk başlarda oğlunun bu müthiş yeteneği sanatçı babaya olağanüstü olduğu kadar tehlikeli de gelir. İçinde durmaksızın resim yapma tutkusu vardır; hatta bazı zamanlar yorgun düşene kadar resimleri üzerine çalıştığı bilinmektedir. Sanat açısından oldukça donanımlı şekilde yetişmesini sağlayan bir çevreye sahiptir. Ailesinin koşulsuz desteğini aynı mesleği paylaştığı arkadaşları pekiştirirler. İspanya’da, Akdeniz ikliminin avantajları içine doğan Picasso, etrafındaki tüm güzellikleri birer ilham kaynağı olarak kullanmakta oldukça başarılı olur. Ünlü ressam rengarenk meyvelerden, çiçeklerden, tarihi yapılardan; mitoloji ile savaşlardan kısacası görsel çevresi içinde gerçekleşen tüm olaylardan etkilenip, duygularını tuval üzerine dökebilir.

Picasso şaşılacak bir el ustalığına sahipti, bir teknik, bir tarz, bir görüş içine sığamıyor, boyuna değişiyor ve dünya sanatından seve seve, bile bile aldıklarını kendinde birleştiriyordu. Picasso’yu yalnız bir Kübist olarak ele almamak gerekir. Aynı zamanda, dramatik ifadeli bir ekspresyonisttir de. Nitekim, İspanya iç savaşı sırasında meydana getirdiği büyük kompozisyonlar, hele ünlü “Guernica”sı onu, insan dramıyla yakından ilgili bir sanatçı olarak dünyaya empoze etmişti.

Sanat kariyerine ısmarlama tablolar ya da birebir çizimlerle başlamasına rağmen her zaman için kendine özgü bir estetik anlayışına sahiptir. Picasso’nun marjinal perspektifi, sanatseverlere yepyeni pencereler açar ve alışılmış kalıplar yıkılır. Kişiliğinin çok derinlerinde benzersiz bir yetenek ve zincirlerinden sıyrılmış bir yaratıcılık yer almaktadır. Hayatının ileriki dönemleri resim tarzı açısından birçok dönemi kapsamaktadır: mavi, post-empresyonizm, pembe, sürrealizm, kübik dönemleri… Sanat hayatının her döneminde resim dışında heykel, çizim, gravür baskı ve seramik eserlerine de hayat vermiştir. 1907 yılına kadar tablolarında yoğunluklu olarak yer verdiği ana duygu hüzün olur ve bu hüzünlü tablolar Picasso’nun mavi döneminin ürünleridir.  İspanyadan Paris’e gittiği dönemde gözlemlediği yoksulluğu ve ölümleri tablolarında hüznün rengi mavi ile ifade eder. Sonraki dönemlerde aşık olur ve sanatının pembe dönemi başlar. Bu dönem eserlerinde romantizm ve melankoli temalarını işler.

“Sanat, onun ilgisini çeken tek şeydi. Tek kimliğiydi. Tepeden tırnağa sanatçıydı.”

                                       – Claude Picasso (Pablo Picasso’nun oğlu)

1907 ile 1914 yılları arasında Picasso ile altın çağını yaşayan akım Kübizm, ünlü sanatçının ellerinde şekillenerek en popüler günlerini yaşar. Kübist yaklaşımda insanların ya da objelerin sadece görünür yüzleri değil farklı açılardan yorumlanmaları en ayırt edici özelliktir. Bu yaklaşımın temelinde 20.yüzyılda hızlı sanayileşme ile paramparça olan ve yalnızlaşan insanlar eleştirilmektedir. Picasso, 1907 yılında “Les Demoiselles d’ Avignon” (Avignonlu Kadınlar) tablosu ile kübizmin kült eserleri arasında öncü sayılacak bir çalışmaya hayat verir.

“Manevi değerlerle yaşayan ve çalışan sanatçılar, insanlığın ve uygarlığın en önemli değerlerine karşı tehlike oluşturan çatışmalara kayıtsız kalamazlar ve kalmamaları gerekir.”

                                                                               -Pablo Picasso

Kübizm kendinden önceki hiç bir sanat akımına benzemiyordu. Klasik resim anlayışını tamamen reddediyordu. Kübistler bir şeyi doğrudan resmetmek yerine, değişik kısımlarından görüntülerini bir araya getirerek yeni formlar yaratıyorlardı.

 Picasso’nun belki de en çok tanınan tablosu İspanya’da devam eden iç savaş hakkındaki derin üzüntüsünü yansıttığı “Guernica”dır. Tabloda savaşın getirdiği felaketle ilgili tüm ayrıntılarını kendi kültürüyle sentezleyerek resmeder. İnsanlığın merhametsizliğine ve düşmanca olan tavrına karşı bir duruş sergiler. Guernica’ya başlama fikri şekillendikten sonra Picasso, tüm atölyesini savaşın ve katliamın fotoğraflarıyla çerçeveler ve bu olaylar karşısından derin bir üzüntü hisseder. Tablodaki figürlerin hemen hemen hepsi ayrı bir rol üstenir. Boğa, merhametsizliği ve hoyratlığı temsil ederken, bu figürün altına yerleştirilen anne ve kucağındaki ölü çocuğu yaşanan trajedinin sonuçlarını gözler önüne serer. Tabloda yaralanan, ölen ve haykıran insanlar yer alır; fakat bu figürler arasından bir kadın elindeki lambayla aydınlığı taşır. Guernica, doğal yerine yapay ışık kullanılması tabloyu aydınlatmakta yetersiz kalır, bu çizim gündüz saatlerinde meydana gelen Guernica bombardımanı ile özdeşleştirilir.

 İnsanların estetik anlayışına uygun eserler üretmektense kendi sanatsal kaygılarına öncelik vermeyi temel ilke edinen ünlü ressam, kalıpların dışına çıkmayı hedefler. Picasso’nun sanatının diğer insanlar üzerindeki etkilerinin tanımlanabilmesi için nörolojik çalışmalar bile yapılır. Elde edilen sonuçlara göre beynin kayıp ya da karmaşık görselleri tamamlama yetisine bağlı olarak, Picasso’nun eserleri gibi

kompeks ögeler içeren çalışmalar, insanları içgüdüsel olarak kendi deneyimlerine yönlendirme özelliklerine sahip olduğu tespit edilir.    

Bir yapıtın, sadece doğru çizilmemiş diye, hiçbir zaman suçlanmamaması gerektiğidir. Böyle bir suçlama yapabilmek için kendimizin haklı, sanatçının haksız olduğunu kesinlikle kanıtlayabilmeliyiz. Hepimiz,”nesneler böyle görünmez” diye ayaküstü yargılara varmaya yakınızdır. İşin tuhafı, doğanın hep geleneksel tablolardaki gibi göründüğünü sanırız.

“Kübizm bir kildir Picasso ise heykeltraş”