Son Yazılar
12 Eylül 2019

Modern Sanatta Renk Kullanımı

Yazan Resim Okulu 0 72 Views

19. yüzyıl başlarında John Constable, hassas renk dereceleri ve renkler arası ilişkiler üzerinde yoğunlaşarak resimlerinde canlı renkler kullanmıştır.

Işık ile renk arasındaki güçlü bağı fark eden sanatçı, derinlik etkisini ve resmin atmosferine hâkim olan ışığı öznel renk duyumu ile sağlayarak lokal renk anlayışının çözülmesine öncülük etmiştir. Constable’ın “Saman Arabası” adlı resmi, Paris’te sergilendiğinde empresyonist sanatçıların renklendirme deneyimlerine ilham vermiştir. 

Saman Arabası, 1821, John Constable, Ulusal Galeri, Londra

19. yüzyıl sonlarında empresyonistler ve postempresyonistler, rengin boya maddesi olarak ışıkla ilişkisini araştırırken renk karışımlarında gün ışığı etkisini elde etmişlerdir. Empresyonistlerin eserlerinde doğadaki ışık, genellikle prizmatik olarak parçalar hainde renge dönüşmektedir.

Anı yakalamak isteyen empresyonistler, değişen ışıkla birlikte dış dünyanın ve nesnelerin renklerinin yanında yapısının da değiştiğini görmüşlerdir. Form, üzerine düşen ışığın geliş açısı oranında ve çevresindeki diğer biçimlerden gelen yansımalarla an be an niteliksel değişime uğramaktadır.

Lokal renk, değişen ışık altında çevreden gelen yansımalar ve doğanın atmosferik etkisi ile değişmekte, bu değişim neticesinde biçimsel görünümün sınırları yumuşamaktadır. 

Nesneler üzerine çarpan gün ışığı, resim yüzeyine fırça tuşlarıyla sabitlenmiş, küçük renkli alanların gözde karışımı ile beyinde bir duyum olarak renk alanlarına dönüşmüştür. 

Empresyonizmde açık havaya ve güneşe temas eden ressam, doğayı süreç içinde gördüğü için şekli bir tarafa bırakıp farklı anları, değişik duyu ve izlenimlerini ışık ve renk yüzeyleri hâlinde tuvale sabitlemiştir. 

Renk alanlarını biraz daha genişölçekteki komşu tonlarla meydana getiren Paul Cezanne, bir yandan nesnelerin yığın olarak oluşturduğu kütlelere hacim etkisi kazandırırken diğer yandan karşıt ton ilişkileri ile resim düzlemini hissettirir.

Açık Çekmeceli Ölü Doğa, 1879,
Paul Cezanne, Özel Kolleksiyon
Açık Çekmeceli Ölü Doğa, 1879,  Paul Cezanne, Özel Kolleksiyon 

Onun resminde tamamlayıcı renklerin eşzamanlı kontrastlık içinde algılandığı durumlarda renk alanlarının bitişik kenarlarında rengin gerçekte olmayan kontrastını üretmesi, atmosferik etkinin oluşumuna yardım eder. Fakat komşu tonlarda bu etki bu denli kuvvetli oluşmadığından birbirine yakın renk tonalitelerinin resim düzlemindeki kapladığı alanlar boyunca, geniş kütleler hâlinde hacim duygusunu yansıtmıştır. 

Resmini sağlam bir biçimsel temele dayandırmak isteyen Cezanne, geliştirdiği renkli modülasyon sayesinde amacını gerçekleştirmiş, resim dilinde yeni ve parlak armoniler yakalamıştır. 1904’te Bernard’a yazdığı bir mektupta resimle derinliği nasıl elde ettiğini şöyle anlatmıştır: “Doğa yüzeyden çok derinliktir; kırmızılarla, sarılarla temsil edilen ışık titreşimleri içine mavi katılması, derinlik izlenimini uyandırmak içindir.” 

Modern dönem resim yorumlarının hemen hemen hepsinde perspektif kuralları artık önemini yitirmiştir. Kişisel biçim yaratma özgürlüğü sanatın katı kurallarıyla savaşmaya başlamış, resimde yüzey zevki ve anlayışı öne çıkmıştır. Postempresyonist ressamlar arasında anılan Paul Gauguin, sanatın bir soyutlama olduğu görüşündedir. Buna ulaşmak için çok fazla doğadan çalışmamayı, ancak doğadan yola çıkmayı, doğa önünde hayal kurmayı ve resmin kendisine odaklanmayı tavsiye etmiştir. Gauguin’in öncüsü olduğu fovizmin temsilcilerinden Henri Matisse, antinatüralist renk anlayışında eserler vermiştir. Sanatçı az sayıda renkle zengin ve ritmik armoniler yaratmıştır. 

Çamaşır Yıkayan Kadınlar, Gauguin,  Moma Müzesi, Amerika 

Bir Cevap Yazın